Ortadoğu Ateş Hattında: Savaşın İlk Haftası ve Kritik Sorular
ABD ve İsrail'in İran'a başlattığı operasyonlar sekizinci gününe girdi. Bölgesel istikrarsızlık endişeleri artarken, sivil kayıplar, liderlik belirsizliği ve uluslararası hukuka uygunluk gibi kritik sorular gündemde.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı ve sekizinci gününe giren operasyonlar, Ortadoğu'nun geleceğine dair endişeleri artırıyor. "Epic Fury" ve "Roaring Lion" adlarıyla anılan bu çatışmaların etkisi, Orta Asya'dan Avrupa sınırlarına kadar geniş bir coğrafyada milyonlarca insanın yaşamını ve geçim kaynaklarını tehdit ediyor. Uzmanlar, bölgenin istikrarsızlaşacağına dair uyarıların hızla gerçeğe dönüştüğünü belirtiyor.
İran'ın askeri kapasitesini hedef alan bu operasyonun perde arkasında uzun yıllara dayanan ABD-İran ve İsrail-İran düşmanlığı yatıyor. Tahran'ın bölgedeki nüfuzunu artırmak amacıyla Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler gibi gruplara verdiği destek, nükleer programı konusundaki anlaşmazlıklar, ABD'nin "askeri amaçlı" olarak gördüğü bu programı durdurma çabası, savaşın temel nedenleri arasında gösteriliyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın "koşulsuz teslimiyet" talebi ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'ın füze ve nükleer tehdidini ortadan kaldırma hedefi, operasyonun başlıca amaçları arasında yer alıyor. Ancak bazı çevreler, operasyonun İran'da rejim değişikliğini tetikleyebileceği ve iç savaşa yol açabileceği senaryolarını da dile getiriyor.
Savaşın ilk haftasında sivil kayıplar da yaşandı. İran Kızılayı'nın verilerine göre 1332 kişi hayatını kaybetti. Minab kentindeki bir ilkokula düzenlenen saldırıda çok sayıda çocuğun yaşamını yitirmesi dikkat çekti. Sri Lanka açıklarında İran'a ait bir savaş gemisinin vurulması sonucu 87 denizcinin öldüğü bildirildi. İsrail'in Lübnan'daki saldırılarında ise 217 kişi öldü, 798 kişi yaralandı ve yüz binlerce kişi yerinden edildi. İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırıları Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Kuveyt'te de can kayıplarına neden oldu.
Savaşın ilk gününde İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in hayatını kaybetmesi, ülkede liderlik belirsizliğine yol açtı. Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney'in adı olası lider adayları arasında geçse de henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ülke şu an geçici bir yönetim mekanizması tarafından idare ediliyor. İran hükümetinin ordu ve güvenlik güçleri üzerindeki kontrolünü sürdürdüğü belirtilse de, bazı ülkeler devlet otoritesinin tamamen çökmesi riskinden endişe duyuyor.
İran'ın konvansiyonel askeri gücü ABD ve İsrail'e kıyasla daha sınırlı olsa da, Tahran'ın uzun süredir uyguladığı asimetrik savaş yöntemleri ve bölgedeki milis gruplar aracılığıyla yürüttüğü saldırılar, küresel ekonomiyi olumsuz etkilemeye devam ediyor. Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin aksaması küresel petrol arzını zorlarken, füze ve drone saldırıları uluslararası hava trafiğini de etkiledi.
Körfez ülkelerinin bu çatışmadaki pozisyonu belirsizliğini koruyor. İran'ın bölgedeki ABD askeri üslerini hedef alması, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde ciddi endişelere neden oluyor. Bu ülkeler İran'ı rakip olarak görse de, doğrudan savaşa dahil olmanın risklerinden çekiniyor.
Savaşın uluslararası hukuk açısından meşruiyeti de tartışma konusu. ABD ve İsrail, saldırılarını önleyici meşru müdafaa olarak nitelendirirken, birçok hukukçu ve siyasetçi bu görüşe katılmıyor. İngiltere ve İspanya gibi ülkeler, operasyona katılmayacaklarını ve uluslararası hukuka aykırı bulduklarını açıklamış durumda.
Fotoğraf: MALATYA BÜYÜKŞEHİR HABER