43,8668$% 0.04
51,7278€% 0.03
7.251,75%-0,37
12.053,00%-0,31
48.066,00%-0,31
5.142,70%-0,40
14.050,83%-0,08
2811018฿%-1.22276
81447Ξ%-0.47105
43.86$%0.05005
02:00
Bilim dünyasında çığır açabilecek bir iddia ortaya atıldı. Imperial College London bünyesinde çalışmalarını sürdüren biyolog Robert Endres, yaşamın kökenine dair çarpıcı bir hipotezi bilimsel bir makale öncül çalışmasında dile getirdi. Henüz hakem onay sürecinden geçmemiş olsa da, arXiv platformunda yayımlanan ‘The Unreasonable Likelihood of Being’ isimli bu çalışma, Dünya üzerindeki yaşamın kendiliğinden ortaya çıkma olasılığının, mevcut bilimsel kabullerin ötesinde, oldukça düşük olabileceğini öne sürüyor. Endres’in hesaplamalarına göre, yaşamın temel yapı taşları olarak kabul edilen pek çok molekülün doğada oldukça kararsız yapıda olması ve hızla parçalanması, bu moleküllerin karmaşık yaşam formlarına evrilmesi için beklenenden çok daha hızlı ve kusursuz bir zaman dilimini gerektiriyor. Bu durum, akla yeni ve radikal senaryoları getiriyor.
Endres, bu bağlamda öne sürdüğü en dikkat çekici varsayım ise “yönlendirilmiş panspermi” kavramı. Bu teoriye göre, yaşamın Dünya’ya gelişmiş bir uzaylı medeniyeti tarafından bilinçli bir şekilde taşınmış olması ihtimali göz ardı edilemez. Bu fikir, aslında yeni bir keşif olmamakla birlikte, 1970’lerde DNA’nın yapısının aydınlatılmasında kilit rol oynayan Nobel Ödüllü Francis Crick ve “RNA dünyası” hipotezinin öncülerinden Leslie Orgel tarafından da daha önce gündeme getirilmişti. Crick ve Orgel, o dönemde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan ileri bir uygarlığın, evrende yaşam barındırma potansiyeli taşıyan gezegenlere bilinçli olarak yaşam tohumları göndermiş olabileceği fikrini savunmuşlardı. Endres de kendi çalışmasında, “Dünya’nın yaşamla donatılmasının ardında gelişmiş uzaylı bir müdahale mi var, yoksa yaşam kaostan, doğanın temel yasaları çerçevesinde kendiliğinden mi doğdu?” sorusunu sorarak bu tartışmayı yeniden alevlendiriyor. Bu tür düşünceler, bilimkurgu eserlerinde de sıkça işlenen bir tema olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, Stanley Kubrick’in efsanevi filmi 2001: A Space Odyssey’deki gizemli monolitlerin insanlığın evrimini hızlandırması veya Star Trek evrenindeki gelişmiş varlıkların yeni uygarlıklar inşa etmesi gibi temalar, bu varsayımı zenginleştiren kurgusal örnekler olarak dikkat çekiyor.
Robert Endres, uzaylı kökenli yaşam fikrinin, en basit açıklamanın tercih edilmesi prensibi olan Occam’ın Usturası’na aykırı görünebileceğini kabul ediyor. Ancak mantıksal açıdan bu ihtimalin tamamen dışlanamayacağını da vurguluyor. Günümüzde insanlığın, Mars veya Venüs gibi gezegenleri yaşamla doldurma potansiyeli üzerine bilimsel tartışmalar yürüttüğünü belirten Endres, eğer evrende bizden çok daha ileri medeniyetler mevcutsa, onların da benzer müdahalelerde bulunmuş olmasının teorik olarak mümkün olduğunu ifade ediyor. Bununla birlikte, bu hipotezin bilimsel olarak doğrulanmasının veya çürütülmesinin son derece zorlu bir süreç olacağının altını çiziyor. Endres, yapay zekanın, yaşamın kökenine dair geçmişe dönük analizler yaparak bu konuda somut veriler sunup sunamayacağı konusunda ise temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Mevcut modellerin, yaşamın cansız maddeden ortaya çıktığı fikrini yanlışlamadığı, ancak bu süreci tam olarak açıklamakta eksik kalabileceği görüşünü dile getiriyor. Bu yeni varsayım, yaşamın evrendeki yerine dair algımızı kökten değiştirebilecek nitelikte.
Fotoğraf: NTV
Robotların Geleneksel Dövüş Sanatları Sahnesi Büyüledi
1
ULAK SD-WAN, Ağ Güvenliği Alanında e-Safe Siber Güvenlik Ödülü’nün Sahibi Oldu
917 kez okundu
2
Dijital Radyo DAB+ Bir Yaşında: Türkiye Yayıncılıkta Yeni Bir Dönem Başlattı
33 kez okundu
3
Uzay Topraklarında Domates Yetiştirme Devrimi: Türk Bilim İnsanlarından Tarihi Başarı
16 kez okundu
4
Genç Girişimci Yerli Dezenfektan Ünitesiyle Dünya Pazarına Açılıyor
15 kez okundu
5
Dünya’daki Yaşamın Kaynağı Uzaylı Eli Olabilir: Yeni Bir Bilimsel Varsayım
5 kez okundu