45,2553$% 0.07
53,3208€% 0.26
6.850,22%0,46
11.169,00%0,79
44.548,00%0,79
4.713,84%0,50
15.040,25%0,82
3628060฿%-1.42638
104196Ξ%-1.84517
45.24$%0.08507
02:00
İran ile İsrail ve ABD arasındaki çatışmaların ilk ayını geride bırakırken, savaşın genişleyebileceğine dair işaretler güçleniyor. Axios’un analizine göre, Hürmüz Boğazı’ndaki olası bir gerilim veya İran liderliğinde yaşanabilecek değişimler, çatışmanın seyrini belirleyecek ana faktörler arasında yer alıyor. İsrail’in, İran’ı istikrarsızlaştırmak adına daha fazla kaosu göze alabildiği belirtilirken, ABD’nin hedefleri konusunda farklı bir yaklaşım sergilediği öne sürülüyor. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, “Hedeflerimize ne zaman ulaşılacağına biz karar vereceğiz” şeklindeki açıklaması, bu farklılığa işaret ediyor.
Savaşın geleceğini şekillendirecek dört temel soru öne çıkıyor:
Birinci olarak, Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak gelişmeler kritik önem taşıyor. Boğazın, küresel ekonomiyi etkileyen petrol sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’sini barındırması, buradaki herhangi bir aksaklığın uluslararası piyasalarda ciddi dalgalanmalara yol açabileceği anlamına geliyor. Boğaz kapalı kaldığı sürece, savaşın sona ermesi Trump yönetimi için de zorlaşabilir. Trump’ın, müttefiklerden destek talebinde bulunurken aynı zamanda ABD’nin bu duruma ihtiyaç duymadığını savunması ve krizi çözmeden bölgeden çekilme ihtimalini dile getirmesi, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Savaşın süresini belirlemede en önemli unsurun, büyük olasılıkla boğazdaki gelişmeler olacağı değerlendiriliyor.
İkinci olarak, ABD kara birliklerinin çatışmaya dahil olup olmayacağı sorusu büyük bir belirsizlik yaratıyor. ABD’nin Körfez bölgesine binlerce deniz piyadesi sevk etmesine rağmen henüz kara harekatı başlatmaması dikkat çekiyor. Trump’ın “Hiçbir yere asker göndermiyorum” açıklamasının yanı sıra, böyle bir planı olsa bile bunu açıklamayacağını belirtmesi, olası bir kara operasyonuna yeşil ışık yakabileceği yorumlarına yol açıyor. ABD ve İsrail özel kuvvetlerinin İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası operasyonları veya Trump’ın, İran’ı Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya zorlamak amacıyla daha kapsamlı kara operasyonlarını değerlendirme ihtimali, bu senaryonun ağırlığını artırıyor. İran’ın petrol ihracatının büyük kısmının gerçekleştiği Hark Adası’nı ele geçirme tehdidi ve Beyaz Saray’ın kara operasyonlarını içeren seçenekleri değerlendirmesi, bu konudaki belirsizliği artırıyor.
Üçüncü olarak, İran’ın nükleer stokunun imha edilip edilmeyeceği, savaşın bir diğer önemli boyutu olarak öne çıkıyor. Trump’ın “Epic Fury Operasyonu” ile İran’ın nükleer silah programını kalıcı olarak sonlandırmayı hedeflediği biliniyor. Geçen yılki benzer saldırılara ek olarak mevcut çatışmada da İran’ın nükleer altyapısına yönelik saldırılar gerçekleştirildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin kalmadığı yönündeki açıklamasına rağmen, İran’ın yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut durumu hala belirsizliğini koruyor. ABD’nin bu stokun ya güç kullanılarak yok edilmesini ya da olası bir barış anlaşmasıyla ortadan kaldırılmasını hedeflediği belirtiliyor. Trump’ın diğer hedefleri arasında İran donanmasının ve füze programlarının zayıflatılması ile vekil güçlere sağlanan finansmanın kesilmesi de yer alıyor.
Dördüncü ve belki de en kritik soru, İran’ı kimin yöneteceğidir. Ali Hamaney’in saldırılarda hayatını kaybetmesi sonrası yerine oğlu Mücteba Hamaney’in dini lider olmasıyla birlikte, ABD ve İsrail’in bu sürece müdahil olma isteği öne çıkıyor. Trump’ın, yeni liderin belirlenmesinde rol almak istediği ve bu seçimi kabul edilemez bulduğu ifade ediliyor. ABD-İsrail’in, İran Ulusal Güvenlik Şefi Ali Laricani’yi öldürmesinin ardından Mücteba Hamaney’i de tehdit ettiği belirtiliyor. Kamuoyunda fazla görünmeyen ve savaşın başlarında yaralandığı iddia edilen Mücteba’nın durumu belirsizliğini koruyor. Savaş boyunca birçok üst düzey sivil ve askeri liderin hayatını kaybetmesiyle birlikte, ABD ve İsrailli yetkililerin karar alma mekanizmasının kimde olduğundan emin olamaması, bu belirsizliği daha da artırıyor. Hamaney’in hayatta kalıp kalamayacağı ve kontrolü sağlayıp sağlayamayacağı sorusu, savaşın geleceği açısından büyük önem taşıyor. İsrail’in, rejim değişikliğini savaş hedeflerinden biri olarak açıkça dile getirmesi, Trump’ın ise halkı rejime karşı ayaklanmaya çağırmasına rağmen rejim değişikliğini doğrudan hedef olarak belirtmemesi, bu konuda da farklı yaklaşımları ortaya koyuyor.
İran ile ABD ve İsrail arasındaki askeri çatışmalar, 28 Şubat’ta Tahran ve Washington yönetimleri arasında müzakereler sürerken başladı. İran’ın misilleme saldırıları, İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelere de yöneldi. ABD-İsrail saldırılarında İran lideri Ali Hamaney’in yanı sıra çok sayıda üst düzey yetkilinin hayatını kaybettiği bildirildi. İranlı yetkililere göre, saldırılarda ölü sayısı 1348’i, yaralı sayısı ise 17 bini aştı. Savaşın 22. gününde Orta Doğu’da tansiyon yükselirken, Trump’ın “Ateşkes istemiyorum” açıklaması dikkat çekti. Ayrıca, İran’ın ABD-İngiltere’nin Hint Okyanusu’ndaki üssüne füze fırlattığına dair haberler de bölgedeki gerilimin boyutunu gözler önüne seriyor.
Fotoğraf: MALATYA BÜYÜKŞEHİR HABER
Samsun’da Tur Minibüsü Bariyerlere Saplandı: 4 Kişi Yaralandı
1
Çekmeköy’de Okulda Bıçaklı Saldırı: 2 Öğretmen ve 1 Öğrenci Yaralandı
4307 kez okundu
2
Papa 14. Leo’dan Orta Doğu ve İran İçin Acil Barış Çağrısı: Şiddet Sarmalını Durdurun!
882 kez okundu
3
TOKİ Kura Heyecanı Ankara, İzmir, Hatay ve Muğla’ya Taşınıyor
631 kez okundu
4
Evden Çıkmayan Telefon Bağımlısı Barış’tan Yeni Haber: 25. Yaşını Sürprizle Kutladı
619 kez okundu
5
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım Rüşvet İddiasıyla Gözaltına Alındı
614 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
✅ İçerik Koruması Aktif